Muayene Etmeden Ameliyat Kararı Verilebilir mi?

Bu gönderiyi oylayın
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Son yıllarda polikliniğe gelen hastalarda beni en çok düşündüren konu, yalnızca yanlış tanılar değil; bu tanıların insanların hayatında bıraktığı izler.

Yanlış etiketlenen birçok kişi zamanla hastalığını kimliğinin bir parçası gibi görmeye başlıyor. “Artık düzelmem.” düşüncesi yerleşiyor. Hareketten uzaklaşıyor, iyileşebileceğine olan inancı azalıyor ve çözümü yalnızca pasif tedavilerde arayan bir döngünün içine girebiliyor.

Son dönemde özellikle “kalça protezi gerekir” denilerek yönlendirilen çok sayıda hasta değerlendirdim. Ayrıntılı öykü ve muayene sonrasında ise kalçada protez gerektirecek bir sorun olmadığını, ağrının çoğu zaman bel bölgesinden kaynaklandığını gördük.

Bel kaynaklı ağrılar kalçaya, kasığa ve hatta dize kadar yayılabilir. Bu nedenle yalnızca MR ya da röntgen görüntülerine bakarak karar vermek çoğu zaman yeterli değildir. Görüntüleme tanıya katkı sağlar; fakat tek başına tanının kendisi değildir.

Muayene Etmeden Ameliyat Kararı

Kas-iskelet sistemi hastalıklarında iyi bir değerlendirme önce hastayı dinlemekle başlar. Ardından dikkatli bir muayene yapılır. Gerekli görüldüğünde görüntüleme ve diğer tetkikler bu bulgularla birlikte değerlendirilir. Tanı, bütün bu parçalar bir araya geldiğinde anlam kazanır.

Ne yazık ki günlük pratikte bunun tam tersini yaşayabilen hastalar da oluyor. Ayrıntılı muayene yapılmadan, yalnızca görüntüleme üzerinden yorum yapılarak tedavi, hatta ameliyat önerileriyle karşılaşabiliyorlar. Bunun yanında internetten ya da çevresinden duydukları bilgilerle kendi tanısını koyup belirli bir tedavinin peşine düşen kişiler de az değil.

Buradaki mesele ameliyatın kendisi değil. Gerektiğinde cerrahi yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir. Asıl soru, gerçekten gerekli olup olmadığının yeterince değerlendirilip değerlendirilmediğidir.

Çünkü görüntülemelerde görülen dejeneratif değişiklikler her zaman ağrının nedeni olmayabilir. Benzer bulgular, hiçbir şikâyeti olmayan kişilerde de görülebilir. Bu nedenle tedavi edilmesi gereken MR görüntüsü değil, hastanın kendisidir.

Geçenlerde annemle sohbet ederken söylediği bir cümle aklımda kaldı:

“Memlekette sanki belli bir yaştan sonra opere olmayan kadın kalmadı.”

Elbette bu bilimsel bir tespit değil; ama toplumda oluşan algıyı düşündüren bir cümleydi. Yaş almanın doğal sürecinde görülebilecek değişiklikler bazen hastalık gibi algılanabiliyor ve çözümün tek yolu cerrahiymiş izlenimi oluşabiliyor.

Sanki vida koymak ya da protez yapmak her sorunun çözümüymüş gibi bir anlayış oluşmaya başladı. Ameliyat sonrasındaki iyileşme beklentisinin yeterince anlaşılamadığını düşündürüyor. Oysa ameliyatın amacı ağrıyı tamamen ortadan kaldırmak değil; özellikle kalıcı fonksiyon kaybını önlemek ve uygun hastada yaşam kalitesini artırmaktır. Bunun hastaya açıkça anlatılması ve anlatılanların anlaşıldığından emin olunması gerekir.

Oysa her ağrı ameliyat gerektirmez.

Her MR bulgusu cerrahi tedavi gerekliliği anlamına gelmez.

Ve her hastanın yolculuğu birbirinden farklıdır.

Bu nedenle ayrıntılı muayene yapılmadan, yalnızca görüntülemeye dayanarak kesin tedavi kararları verildiğinde ikinci bir görüş almak çoğu zaman değerli olabilir.

İyi hekimlik yalnızca başarılı ameliyat yapmak değildir.

Asıl amaç, doğru hastaya, doğru zamanda, gerçekten gerekli olan tedaviyi önerebilmektir.

Bunun ilk adımı ise değişmez:

Hastayı dinlemek.

Muayene etmek.

Ve tüm bulguları birlikte değerlendirerek karar vermek.

MR, bedenin fotoğrafını çeker; muayene ise o bedenin hikâyesini anlatır. Doğru tanı, ikisi birlikte değerlendirildiğinde konur.

Özellikle kas iskelet sistemi problemlerinde ağrılı bölgenin görülmesi, dokunularak muayene edilmesi ve değerlendirilmesi yapılmadan yalnızca görüntüleme üzerinden tedavi planlanması durumunda ise, en azından ikinci bir görüş almak önemlidir.

bir yorum bırakın

Randevu Al