Romatoid Artrit

[Toplam: 1 Ortalama: 5]

Romatoid Artrit Hakkında Bilgi Verebilir Misiniz?

Romatoid artrit vücuttaki birden çok eklemi genellikle çift taraflı etkileyen kronik sistemik inflamatuvar bir hastalıktır. Hastalarda eklem ağrısına eşlik eden halsizlik yorgunluk sabah tutukluğu gibi şikayetler gözlenir. Cilt, kalp, akciğer, göz gibi organlarda tutulabilmektedir. Romatoid artritte eklemde yıkım olmakta ve hastalık erken tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açmaktadır.

Romatoid Artrit Neden Oluşmaktadır?

Romatoid artrit otoimmün bir hastalıktır, yani kendi bağışıklık sistemimiz yanlışlıkla kendi vücudumuzun dokularına saldırır. Kireçlemeden çok farklı bir hastalıktır. Romatoid artritte eklemlerde ağrılı şişme, neticede eklemde yıkım ve şekil bozukluğu gelişir. Bu hastalıktaki inflamasyon vücudun diğer bölgelerini de hasara uğratabilir. Günümüzde yeni ilaçlar hastalığın tedavisinde oldukça etkilidirler. Buna rağmen şiddetli hastalık halen ciddi hasara ve özürlülüğe neden olabilmektedir.

Romatoid artrit toplumdaki sıklığı %0.5-1 arasıdır, kadınlarda 2-3 kez daha sıklıkla gözlenmektedir. Her yaşta görüle bilmekle birlikte en çok 30-50 yaşları arasında gözlenmektedir. Romatoid artrit hastalarının yakınlarında hastalığın görülme sıklığı daha yüksek olarak bildirilmiştir.

 

Romatoid artritin nedeni tam olarak bilememektedir. Bugünkü bilgilerimizin ışığında romatoid artrit genetik yatkınlık olan kişilerde tetikleyici bir faktörün araya girmesiyle başlamaktadır. Genetik faktörler, enfeksiyonlar, bağışıklık sisteminin bozukluğu ve çevresel faktörler hastalığın oluşmasından ilerlemesinden ve gidişatından sorumlu tutulmaktadır. Bazı enfeksiyon ajanlardan şüphelenilmiş, ancak net olarak bir organizmanın neden olduğu kanıtlanamamıştır. Birçok otoimmün cevapla ilişkilidir. Genetik faktörlerin patogenez de katkısı vardır. Patogenezde hücresel ve humoral  mekanizmalar anahtar rol oynamaktadır. 

 

Romatoid artritte sigara içimi hastalığın hem gelişmesinde hem de kötü bir seyir göstermesinde etkendir. Sigara içiminin hastalık gelişme riskini 25 kat arttırdığı bildirilmektedir, üstelik sigara içimi kesildikten sonra 20 yıl boyunca bu riskin normale inmediği de bildirilmiştir. 

Romatoid Artritin Bulguları Nelerdir?

Romatoid artrit hastalarının büyük çoğunluğunda hastalık sinsi başlangıç göstermektedir. Başlangıçta hafif bir ateşin eşlik ettiği halsizlik, yorgunluk, zayıflama ve birkaç ekleminde ağrı gözlenmekte, eklem ağrısı dışında önemli bir yakınma da istirahatten sonra eklemlerde tutukluk olarak tanımlanan sertlik oluşmasıdır. Sabah ilk kalkışta veya gün içinde istirahat sonrasında oluşan sabah tutuklu genellikle yarım saatten uzun süreli olmaktadır. Ancak hastalığın başlangıç döneminde daha kısa süren tutuklulukta bildirilmektedir. Sabahları ilk kalkışta ayaklara basamamak, yürümeyle beraber ayak ağrısının azalması hastalığın ilk bulgusu olabilir.

 

Romatoid artritte ciddi hastalığın erken dönemlerinde tendonlarda şişme (tenosinovit), el küçük eklemlerinde ve ayak eklemlerinde ağrı ve şişme, el bileğinde şişme görülebilir. El bileğinde şişmeye bağlı sinir sıkışması bulguları (parmaklarda yanma, karıncalanma) görülebilmektedir. Karpal tünel sendromu ile başlangıç bulguları ortaya çıkabilir.

En sık tutulan eklemler el, el bilekleri, ayaklar, dirsekler, diz eklemleridir. Bu hastalıkta elin en uç eklemleri, sakroiliyak eklemler ve üst boyun omurları hariç omurga pek tutulmaz. Boyun omurlarından C1-C2 tutulumuna bağlı başın alt bölgesinde ağrı, boyun ağrısı, kol ve bacaklarda uyuşma ve nörolojik kayıp görülebilir. Bu durum acil müdahale gereken bir tablodur.

 

Hastalarda eklem dışında cilt altında nodüller ve iç organ tutulumları görülebilir.  Kalp tutulumu en sık Perikardit şeklinde gözlenir ve genellikle semptom vermez. Hastalığın süresi ile ilişki göstermez ve bazen hastalığın ilk belirtisi olabilir. Akciğerlerde en sık görülen bulgusu akciğer zarında sıvı toplaması yani plörezidir. Gözde gözyaşı azalması ile bulgu veren Keratokonjonktivitis sikka en sık görülen göz bulgusudur. Romatoid artritte boyun omurlarında tutulum, tuzak nöropatileri, periferik nöropati, vaskülite bağlı gelişen mononöritler bildirilen nörolojik tutulumlardandır. 

Romatoid Artrit Tanısı Nasıl Konulmaktadır?

Romatoid artritte klinik belirti ve bulgulara göre tanı konulmaktadır. Tanıyı desteklemek için veya hastalığın gidişini değerlendirmek için laboratuvar bulgularından yararlanılır. Hastaların çoğunluğunda romatoid faktör pozitifliği saptanır. Ancak romatoid faktör hastalığa özgü değildir ve başka hastalıklarda da pozitif saptanabilir. Özellikle yeni geçirilmiş enfeksiyonlardan sonra ve ilerleyen yaşla birlikte pozitifliğinin daha yüksek oranda saptanacağı akılda bulundurulmalıdır. Günümüzde hastalığın  erken teşhisinde Anti-CCP olarak isimlendirilen antikorlar hastalığa daha özgüdür ve anti-CCP pozitifliği daha şiddetli ve hasar bırakıcı bir hastalığa işaret etmektedir. Romatizmal hastalıklarda hastanın ilk muayenesinde genellikle tam kan sayımı, karaciğer fonksiyon testleri, üre, kreatinin, tam idrar tahlili ve vitamin değerleri istediğimiz testlerdir. Hastanın klinik bulgularına göre troid fonksiyon testleri, sarılık testleri, enfeksiyon incelemesine yönelik testler gibi ek testlerde istenmektedir. Hastaların ağrılı eklemlerinin direk grafileri ve akciğer filmi çekilerek değerlendirilir. Direk grafilerde yumuşak doku şişlikleri, eklem çevresinde osteopeni, eklem köşelerinde küçük yenikler (erozyon) gibi değişiklikler görülmektedir.

 

Hastalığın tanısının konulması Klinik ve laboratuvar değerlendirme ile yapılmaktadır. Bu hastalıkta tanıda diğer hastalıkların dışlanması önemlidir. Diğer romatizmal hastalıklar, viral enfeksiyonlar, yaygın kireçlenme gibi hastalıklarla karıştırılabilir.  Yeni başlangıçlı şikayetlerde hastalık teşhisi konulurken dikkatli olmak gerekir. Yeni başlangıçlıdan kastettiğim altı ila sekiz haftadan daha kısa süreli ağrı ve eklem şişliği bulgularının olmasıdır. 

 

İltihaplı romatizmal hastalıklarda teşhis konması için detaylı araştırma yapılması gerekebilir ve bu durum teşhis konulana kadar geçen sürenin uzamasına neden olur. Pek çok hastamız bu dönemde sürecin uzamasından dolayı doktora gitmeyi bırakmakta ve tedavisiz kalmaktalar. Ne yazık ki çok hızlı giden bir tabloyla karşılaşmadığımızda teşhise giden süre uzar. Bu durum bazen hastalığın kalıcı hasar bırakma ihtimalinin daha düşük olduğunu gösterebilmektedir. Teşhis koyabildiğimiz, bulguların şiddetli olduğu hastalar genellikle hastalığın hızlı ilerlediği ve ağır seyredeceğinden korktuğumuz hastalar olabilmekte. Teşhis konulamamış hastalarda neden ağrı yaşadığının belli olmaması ve altta yatan başka bir hastalık olduğunun ve bunun saptanamadığı düşüncesi huzursuzluk verebilir.

Romatoid Artrit Tedavisinde Neler Yapılmaktadır?

Tedavide ilaç tedavisi, egzersiz, fizik tedavi yer almaktadır. Tamamlayıcı tıp yöntemleri (ozon, kupa uygulamaları, akupunktur vb.) ve beslenmeye olan ilgide son yıllarda giderek artmaktadır ve bu konularda çalışmalar devam etmektedir.

 

Romatoid artrit tedavisinde kullanılan ilaçlar vücudumuzun bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardır. Kortikosteroidler, hastalık modifiye edici ajanlar (metotreksat, salazopirin, leflunomide gibi), biyolojik ajanlar tedavide kullanılan ilaçlardandır. Tedavide ilaç seçiminde hastalığın klinik ve laboratuvar bulguları değerlendirilerek karar verilmektedir.

 

İltihaplı romatizmal hastalıklarda hastalarımızın sorduğu sorulardan biri “Bu ilaçlar bana zarar verir mi?” olmaktadır. Her ilacın yan etkisi olabilir. İlaçlar reçetelendikten sonra alındığında prospektüslerinde yan etkileri zaten yazmaktadır. Doktorunuz tedavinizi düzenlerken fayda/zarar oranını göz önüne alarak plan yapmaktadır. Yan etkisi olmayan ilaç yoktur, yalancı ilaç olarak kullanılan moleküller bile kişide bulantı, karın ağrısı gibi şikayetlere yol açabilmektedir.

 

Pek çok hasta kortikosteroid reçeteleyeceğimizde ilaç ile oluşabilecek yan etkiler nedeniyle kullanmak istemediklerini ifade etmekteler. Aslına bakarsanız bende “Keşke kortikosteroid reçetelemek zorunda kalmasam” diye hep düşünürüm. Hatta keşke hiç ilaç reçetelemek zorunda kalmasak! Ancak kortikosteroidler günümüzde halen özellikle otoimmün hastalıklarda elimizde güçlü bir koz. Hastalıkta erken dönemde hızlı etkinlik sağlamada en etkili ilaç kortikosteroidler olmakta. Hastalığın kısa sürede kontrol altına alınması ile kalıcı eklem hasarının önüne geçebiliyoruz. O zamanda kortikosteoridler tedavinin başlangıcında kötü seyirli olacağına dair bulguları olduğu düşünülen hastalarda tedavi planının bir parçası oluyor. Genellikle yüksek doz kortikosteroidle başlayıp tedavinin gidişatında doz azaltılmaktadır. Uzun süreli tedavide düşük doz kortikosteroidler tedavi devamında yer alabilmektedir ki özellikle ilk yıl kortikosteroid kulanımının hastalığın kontrol altına alınmasında etkin olduğu çalışmalarda bildirilmektedir. Bazı hastalarda diğer ilaçların tolere edilememesi, eşlik eden karaciğer, böbrek gibi diğer organ hastalıkları nedeniyle sadece kortikosteroid kullanımı olabilmektedir. Uzun süreli yüksek doz kortikosteroid kullanımında ciddi yan etkiler oluşabileceği akılda tutulmalı ve buna yönelik önlemler alınmalıdır. Kortikosteroid kullanımında hastaların en çok korktuğu şey genellikle aşırı kilo alma korkusu olmakta. Kısa süreli kullanımda iştah artışı yapabilen kortikosteroidler, uzun süreli yüksek doz kullanımda vücudun belli bölgelerinde yağ birikimine neden olmaktadır. Bazı hastalarda da şeker hastalığı, tansiyon dengesizliği, kalp rahatsızlıkları, kemik erimesi gibi durumlar oluşabilmektedir. Şunu belirtmeliyim ki iştah artışına rağmen beslenmesine özen göstererek hiç kilo almayan, hatta zayıflayan hastalarım oldu. Aslında bu ilaçların başlandığı hastalarda kilo almamak için veya tansiyon dengesizliği yaşamamak için özen göstermekte tedavinin bir parçasıdır.

 

Hastalığın ilk tedavisine başlandıktan sonra takipte klinik izlem yapılır. İlaçların yan etkileri olabileceği için kan testleri ile vücut fonksiyonları takip edilir. Bir ilacın etkinliğini değerlendirmek için ortalama üç aylık bir süre gerekebilir. Bir ilaç ile kontrol altına alınamayan hastalıkta çoklu ilaç tedavisine geçilebilir veya başka bir grup ilaca geçiş yapılır. Her ilaca geçiş yapılırken yeniden değerlendirme yapılarak hasta hem klinik hem de laboratuvar izleme alınır.

Romatoid Artrit İlaçları Ömür Boyu Kullanılan İlaçlar Mıdır?

Romatoid artritte tedavi uzun sürelidir. Hastanın düzenli takibi gereklidir. Ancak tedaviden bir süre sonra hastalığın remisyon olarak adlandırdığımız sessiz döneme girdiği düşünüldüğünde ilaçlar kademeli olarak azaltılabilir ve hatta kesilebilir. Yine de hastanın takibi bırakılmaz ve şikayetleri yeniden alevlendiğinde en kısa sürede hekimine başvurması gerekir.

Romatoid Artritle İle İlgili Son Olarak Neler Söylemek İstersiniz?

Eklemlerinde ağrı, şişlik ve tutukluk şikayetiyle gelen hastalarımız günlük yaşantılarında işlerini yapmakta zorlanmaktalar. Uzun süredir eklem ağrısı ve şişliği olan hastalarda iltihaplı romatizmal hastalıkların araştırılması yapılmalıdır. Yaygın eklem ağrısı pek çok nedenle olabilmektedir. Ancak eklem şişliği dediğimizde eklemin kendisinde ve çevresindeki yumuşak dokularda şişlik olması iltihaplı romatizma için önemli bir belirtidir. Hastalarımız şişlik dediğimizde tüm vücutta oluşan yaygın şişliği anlayabilmekteler. Çok erken dönem romatizmal hastalıklarda yaygın şişlik olabilmektedir,  ancak bu pek çok nedenle olabilecek bir bulgudur ve ayırıcı tanının yapılması önemlidir. Artrit dediğimiz durum yani eklemde ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı, sıcaklık ve renk değişikliği, kızarıklık bulgularının olması durumu ileri tetkik gerektiren bir problemdir. Şayet artrit saptamışsak hastanın hem hikayesinin hem de fizik muayenesinin ayrıntılı yapılması ve gerekli tetkiklerin istenmesi tedavinin planlanmasında yer alacaktır. Bazı durumlarda teşhis koymak uzun bir süreç olabilir. Romatizmal hastalıklarda teşhis konması için hastanın yakın takibi önemli olduğundan hastanın bir doktorun takibinde kalıp şikayetlerini onunla paylaşması önerilir. Hastalığın gidişatında farklı bulgular ortaya çıktığında tanı konulması için yol gösterici olacak bu bulguların doktoruna iletilmesi neticeye ulaşılması için önemlidir. Teşhise net ulaşılamadığı için doktor değiştiren hastalar, gitmiş oldukları yeni doktorda eski şikayetlerinin belirsizleşmesi ile göz ardı edilmesi veya yeni başlayan şikayetler bildirdikleri için aslında teşhis süreci daha da uzamaktadır. Hastadan anamnez almak yani geçmişteki bulgularına ve şu anki bulgularına iyice sorgulamak bir sanattır ve fizik muayeneden ve tetkiklerden çok daha önemli olabilmektedir. Özellikle eklem şişliği ile gelen hastalarımızda hastalığın hasar bırakıcı etkisi nedeniyle erken tedavinin kalıcı hasar gelişmesini önleme de önemli olması ile “erken artrit” olarak değerlendirdiğimiz ve “fırsat penceresi” olarak gördüğümüz dönemde hastalık modifiye edici ajanlarla ve kortikosteroidlerle tedavi başlanabilir.

 

Klinik gözlemim olarak şunu vurgulamak istiyorum. Hastalarımız bazen konulan teşhisin ikinci bir göz tarafından değerlendirilmesini isteyebiliyorlar. Bu oldukça anlaşılır bir durum tabi ki. Ancak pek çok hastalık için geçerli olan şu gerçek unutulmamalıdır: Hastalık teşhisi klinik ile konulmaktadır, yani hasta doktora başvurduğu anda şikayetleri ve muayene bulguları ile konulmakta ve tedavide ona göre planlanmaktadır. Hastanın kliniği özellikle romatizmal hastalıklarda hızla değişebilmektedir. Hastalar elindeki laboratuvar bulguları ve röntgen, MRG gibi görüntüleme sonuçları ile başka bir doktora başvurup teşhisin doğru olup olmadığına dair bilgi sorabiliyorlar. Bana bu şekilde başvuran hastalarıma da söylediğim gibi “Tıp bir sanattır.”. Her hekim, hekimlik sanatını icra eder. Tıp bir mühendislik alanı değildir, iki kere iki her zaman dört etmez. Hastaların hepsi özeldir ve her bir hasta için kendi şartları içinde bir tedavi yolu çizilmektedir. Mevcut şartlarla birlikte yapılan klinik değerlendirme ile bir ön tanı konulmakta ve tedavi planlanmaktadır. Teşhise giden yolda hekimin mesleki tecrübesi yönlendirici olmaktadır. Bazen süreçte alınan tedaviler hastalığın bulgularını silikleştirebilmekte ve bir sonraki doktora gidince “Bende hastalık yokmuş zaten” diye düşünebilmektedir. Hastanın ilaçlarının kesilmesi ile bulgular yeniden alevlenebilmekte ve tedavide başa dönülebilmektedir. Bazen de hastanın başlangıçta silik olan bulguları daha da belirginleşmiş olduğundan “Bak nasıl hemen teşhis koydu. O bana nasıl teşhis koyamadı ki?” düşüncesi oluşabilmektedir. Bu durumların farkında olup bilgilendirme yapmak hem hasta için hem de hekim için doğru yaklaşım olur.

Prof. Dr. Saliha EROĞLU DEMİRFiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı

Randevu almak için aşağıdaki formu doldurabilir veya telefonla arayarak bana ulaşabilirsiniz.

    Bir cevap yazın

    Randevu almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz?